Kapat
Search Logo
İnşaat Mühendisleri Odası WebMail genç-İMO KONGRE SİM / İTB İşlemleri İMO e-kütüphane İMOKKM Basında İMO Üyelerimize İndirim Yapan Kuruluşlar İMO Duyurular İMO Bilgi Edinme
Yazı Boyutu : Küçük | Orta | Büyük
Yayın Tarihi : 03.11.2011 14:19:00
Okunma Sayısı :239

4. ULUSAL ÇELİK YAPILAR SEMPOZYUMU İSTANBUL'DA GERÇEKLEŞTİRİLDİ

İMOnun düzenlediği yürütücülüğünü İMO İstanbul Şubesi'nin yaptığı 4. Ulusal Çelik Yapılar Sempozyumu, "çelik bina türü yapılar", "çelik köprü türü yapılar" ve "ülkemizdeki çelik yapı uygulamaları" ana başlıklarında sunulan bildirilerle 24-26 Ekim 2011 tarihleri arasında İTÜ Süleyman Demirel Kültür Merkezi'nde gerçekleştirildi.

Yurtiçinden ve yurtdışından çok sayıda bilim insanı ve meslek uygulayıcısının çelik yapılar alanında yaşanan gelişmeleri aktardığı Sempozyum12 oturum şeklinde düzenlendi. 

Sempozyumun açılış konuşmaları sırasıyla İMO İstanbul Şube Başkanı Cemal Gökçe, İTÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Derin Ural, Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı Prof Dr. Erdoğan Uzgider ve İMO Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Harp tarafından yapıldı.

 

 Cemal Gökçe, konuşmasında sempozyumdan bir gün önce Van’da meydana gelen depreme dikkat çekerek “17 Ağustos depreminden sonra yaptığımız görüşmelerde yapı stokunun yüzde 70' inin kaçak olarak üretilmiş olması nedeniyle bu yapıların depremde çökeceği ifade edilmiştir. Bu yapı stokunun bu kadar kısa bir sürede deprem güvenlikli hale getirilmesini istemek bir haksızlıktır. Biz en az 20 yıllık bir stratejik planın yapılacağı, her yıl İstanbul için harcanabilecek 1.5 milyar dolarlık bir kaynakla deprem güvenliği olmayan yapı stokunun depreme hazırlanacağını ifade ettik. Ama ne yazık ki dün Van'da ortaya çıkan tablo da göstermiştir ki, 17 Ağustos depreminden bu yana 12 yıl geçmiş olmasına rağmen uygulamada bir arpa boyu yol alamamışız. Var olan binaların yapı stokunun deprem güvenlikleri 17 Ağustos 1999'da neyse bugün de aynı şartlarda karşımızda durmaktadır " dedi.

 

İstanbul'da yaşanacak bir depremin on binlerce can kaybına ve 70 - 100 milyar dolar civarında bir ekonomik kayba neden olacağını tahmin ettiklerini söyleyen Gökçe " Ülkemizde uzun süre dikkate alınmayan çelik yapı sistemi iki önemli yapı sisteminden birisidir. Bu kapsamda, çelik yapı üretimi her geçen gün kendisine önemli bir yer edinmesine karşın ne yazık ki, toplam yapı üretimi içinde yüzde 2 ya da yüzde 3 yer bulmaktadır " dedi.

 

Van depremiyle Gölcük depreminin birçok açıdan birbirine benzer olduğunu belirten Gökçe, “Van'daki binaların göçme nedeni neyse, Gölcük'teki binaların göçme nedeni de odur… Geleneksel bir anlayışın devamı olan ‘yara sarma’ yaklaşımı yerine, depremle karşılaşmadan önce ‘risklerin azaltılmasına’ yönelik ‘toplumsal bir seferberliğe’ de her zaman olduğu gibi bugün önemli ölçüde ihtiyaç vardır. Van depremi bir kez daha göstermiştir ki, gerek yerel düzeydeki yöneticilerin, gerekse merkezi hükümet ve ilgili kuruluşların; planlama, denetleme ve uygulama alanında ortak çalışma yapmayı hedeflemeleri gerekmektedir” diye konuştu.

 

Serdar HARP ise konuşmasında, Van’da meydana gelen depremin yarattığı derin acıya dikkat çekerek İMO’nun her fırsatta acil önlem alınması için gündeme getirdiği deprem gerçeğimizin bir kez daha kendini acı kayıplarla hatırlattığını belirterek “keşke haklı olmasaydık ve bugün bu acıları yaşamasaydık” dedi.

 

Yapı denetim sisteminin önemini vurgulayan Serdar Harp, 4708 sayılı Yapı denetim sisteminin Van’da 1 Ocak 2011 tarihinden itibaren uygulamaya başlandığını belirterek, bu tarihten önce yapılan binaların denetlenmesinin mümkün olmadığını dile getirdi. Denetimin sadece yeni yapılan binalar için söz konusu olduğunu kaydeden HARP, mevcut binaların tümünü kapsayacak bir envanter çıkarılması gerektiğini dile getirdi.

 

Binaların depreme dayanıklılığını sağlamak için inşaatta uyulması gereken teknik esasları belirlemek amacıyla 2007’de yürürlüğe sokulan Deprem Yönetmeliği’nin detaylı bir metin olduğunu, bu esasların pratikte hayata geçirilemediğini ve mevcut denetimin yetersiz olduğunu kaydeden HARP, özellikle kamu yapılarının denetlenmediğini belirtti.

 

Depremin yıkıcı etkilerinden kurtulmak için çelik yapıların yaygınlaştırılması gerektiğini söyleyen Harp,  “çelik yapıların taşıyıcı sistem elemanlarının, daha narin ve hafif olmasının yüksek yapıların deprem tasarımında olumlu etkisi olduğu göz ardı edilmemelidir” dedi.

 

Çelik yapıların bina üretim sürecinde sağladığı kolaylıklara, ekonomik olmasına ve çevreye duyarlı olmasına da dikkat çeken Harp, “yapı elemanlarının fabrikasyon veya atölyelerde hassas bir şekilde imal edilmesi, montajın kolay ve kısa sürede gerçekleşmesini sağlamakta, aynı zamanda her safhada denetimi mümkün kılmaktadır. Çelik yapıların bu temel özelliklerinin yanı sıra yapı kullanım amacındaki değişikliklere en ekonomik ve kısa sürede imkân vermesi tercih kriterlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Çeliğin geri dönüşümü olan doğayla barışık bir malzeme olmasını asla görmezden gelemeyiz. Bir yapının taşıyıcı sistemini seçerken birçok kriterin esas teşkil edeceği sektör bileşenlerinin malumudur. Betonarme, çelik veya ahşap taşıyıcı sistemler arasında tercih yaparken malzemelerin kendi yapısal özellikleri, mukavemet değerleri, inşaat teknikleri, süreleri ve tüm bunlara bağlı maliyet bedelleri büyük önem taşımaktadır” diye konuştu.

 

Harp çelik yapıların artış gösterdiğini bu artışta İMO’nun önemli bir paya sahip olduğunu da sözlerine ekleyerek bu mesafenin kat edilmesinde emeği geçen bilim insanlarına ve meslek uygulayıcılarına teşekkür etti.

 

Sempozyum, çelik yapılarla ilgili standartlar ve Avrupa standartları konulu atölye çalışmasıyla sona erdi.

 

FOTO GALERİ